Okul yöneticisi sorunumuzun temel kaynağı genelde yöneticilik, özelde eğitim yöneticiliğine ilişkin yeterlilikler konusunda fazla kafa yormamamızdır. Bu vurdumduymazlığın ontolojik ve epistemolojik gerekçeleri var kuşkusuz. Bu gerekçelerin zemin oluşturduğu ortamda okul yöneticilerinin büyük çoğunlukla olması gereken yeterliliklerden mahrum kişilerce yürütüldüğünü söylemek çok da büyük bir iddia olmayacaktır. Ancak hiçbir hal ve şartta okul yöneticileri megaloman, sünepe ya da nâdân olmamalıdır.

Megalomani, wikipedia’da büyüklük hezeyanı ya da büyüklük kuruntusu olarak tanımlanmaktadır. Megaloman kişilikler kendisine gerçekle uyuşmayan üstün nitelikler yakıştırır. Esasında megalomani derin bir ruhsal sorunun da belirtisidir. Megalomani, kendi başına bir hastalık değilse de oldukça şaşırtıcı bir psikolojik durumdur. Büyüklük hezeyanları kişinin, yetenekleri, nitelikleri ve yaşantısı hakkındaki mantıksız inançlara dayanır. Megalomani, kendini önemseme duygusunun gerçekliğe dayanıp abartılı bir biçim alan, aşırı bir özgüven değildir.

Sünepeye gelince Türkçe sözlükte kılıksız ve uyuşuk, sümsük (kimse) olarak tanımlanıyor. Okul yöneticisi söz konusu olunca sünepe karakterin en çok vurgulanması gereken yönü iradesizliğidir. Sünepe kişilikler kendi kendine karar veremez. Uyuşuktur, hamle yapmayı, inisiyatif almayı, riske girmeyi sevmez. Başkalarının dümenindedir. İyi tarafından bakıldığında sünepelik, megalomani kadar derin bir ruhsal rahatsızlık olarak düşünülemeyecek olsa da okul yöneticisi olmak için megalomandan daha zayıf bir karakterdir.

Okul yöneticiliği megalomaniyi kaldırmaz çünkü okul, kategorik olarak, tek kişinin iradesiyle yönetilemeyecek bir organizasyondur. Erbabınca malum bir kavramla açıklamak gerekirse okul, profesyonel bürokrasidir ve okulda becerilerin standartlaşması esastır. Daha anlaşılır bir dille söylemek gerekirse okul yöneticileri, en az kendileri kadar eğitimli ve farklı dallarda uzmanlaşmış “öğretmen”lere liderlik yapması beklenen kişidir. Diğer taraftan okullar irfanı ve vicdanı hür bireyler yetiştirmeyi gaye edinen kurumlardır. Son olarak okul yöneticileri, asıl sahibi ebeveynler olan öğrencilerin yetiştirilmesi için sınırları belli profesyonel bir sorumluluk taşırlar.

Okul yöneticiliği sünepeliği kaldırmaz çünkü okul, her yıl, her hafta, her gün hatta her ders yeni durumların gözlemlendiği karmaşık ve dinamik bir yapıdır. Uyuşuk, iradesiz ve dıştan güdümlü kişiler müstakil bir yapıya sahip ve kararların kendi şartlarında ve durumsal olarak alınması gereken okullarda arzulanan sonuçlara ulaşmak için uygun bir seçim olmayacaktır.

Hem megalomani hem de sünepeliğin panzehiri eleştirel düşünme becerisidir. Ne var ki bu beceri de son zamanlarda nâdânlıkla karıştırılmaktadır. Eleştirel düşünme becerisi, bilimsel veriler ve mantıksal silsile içinde geliştirilen önermelerle sağlıklı durum analizi yapabilmek olarak tanımlanabilir. Oysa artık hiçbir dayanak ve sistematik ilişki kurmadan duyduğu/okuduğu her şeyi ezberlenmiş, kalıp ya da dogmatik önermelerle ağzını doldura doldura reddetme becerisi olarak anlaşılır olmuştur. Bu yaklaşım da müsademe-i efkardan barika-i hakikati doğurmak yerine daha derin kavgalara ve kopmalara yol açmaktadır. Anlayacağınız bu karakter ile ilgili şairin tespitine katılmamak mümkün değil:

Nâdân ile sohbet zordur bilene / Çünkü nâdân ne gelirse söyler diline.

Biz yine de olumlu bir yargıyla bu yazıya son verelim: Okul yöneticileri kendilerini tanrı sanmayan ve irade sahibi yani eleştirel düşünme becerisi olan ârif kişiler olmalıdır.

Yarın yönetmeliğin iyi ve kötü taraflarına değinelim.

17.10.2014

Reklamlar